Bitki Biyolojisi Konu Anlatımı

11.06.2020
A+
A-

Biyoloji ayt konu anlatımı, Biyoloji tyt konu anlatımı , Biyoloji yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda Bitki Biyolojisi hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz..

Bitki Biyolojisi

Bitkilerin Yapısı

Çiçekli Bitkilerin Temel Kısımları

Bitkilerin toprak üstü organ sistemine sürgün sistem, toprak altı organ sistemine kök sistem denir.

Sürgün sistemi dallar ve gövdeden oluşur. Gövenin dallarının üzerinde yapraklar, çiçekler, tomurcuklar ve meyveleri bulunur. Tomurcuklar yeni dalları, yaprakları ve çiçekleri oluşturur. Çiçek ve dal tomurcukları birçok bitki çeşidi tarafından meydana getirilen genç sürgünlerdir.

Toprak altı organ sistemi bitkinin toprağa bağlanması, su ve minerallerini almasını sağlayan kısımdır.

 

Bitkisel Dokular

Dokular; aynı görevi yapmak üzere özelleşmiş hücre topluluklarıdır.

Yüksek yapılı bitkilerde bulunan dokular üstlendikleri görevlere göre meristem, temel, iletim ve örtü doku olmak üzere dört gruba ayrılır.

Meristem Doku

Meristem doku (bölünür, sürekli, sürgen, değişken doku) bitkilerin büyüme bölgelerinde bulunan ve sürekli bölünebilme yeteneğine sahip hücrelerden oluşan bir bitkisel dokudur.

Meristem dokuda hücreler arası boşluklar yoktur.
Çekirdekleri büyük, sitoplazmaları fazla, kofulları küçük, çeperleri ince ve metabolizmaları hızlı olan hücrelerdir.
Meristem doku hücrelerinin temel özelliği sık sık bölünerek(mitoz) yeni hücreler meydana getirmesidir.
Meydana gelen hücreler farklılaşarak sürekli doku hücrelerine dönüşür.
Meristem doku bulundukları yere ve köklerine göre ikiye ayrılır.

 

Bulundukları yere göre;

Uç (apikal) meristem: Kök, gövde veya bunların yan organlarının uçlarında bulunan ve bu organların boyca büyümesini sağlayan meristem dokudur.

Ara (interkalar) meristem: Sürekli dokular arasında kalan ve bulunduğu organın boyca büyümesini sağlayan meristem dokuya denir.

Yanal (lateral) meristem: Çevreye paralel bölünerek organların enine büyümesini sağlayan meristem dokuya ise lateral meristem denir.

Köklerine göre;

Primer Meristem: Embriyonik dönemden beri bölünme yeteneğini kaybetmemiş meristem hücrelerine primer meristem hücreleri denir. Primer meristem daha çok bitkinin kök ve gövdelerinin uç kısımlarında bulunur.

Sekonder Meristem: Bölünme yeteneğini kaybetmiş parankima hücrelerinin; hormonların etkisiyle tekrar bölünme yeteneği kazanarak oluşturdukları meristem hücrelerine sekonder meristem denir.

Temel Doku 

Temel doku, bitki bünyesinin büyük bir kısmını kaplayan sürekli dokudur. Temel doku, hücre çeperlerinin özelliklerine göre üç gruba ayrılır.

Parankima

Parankima hücreleri ince çepere sahiptir. Bitkinin çevreye uyumunu sağlamak için her türlü değişime uğrayabilirler. Besin maddesi bakımından zengin özsuyu ile dolu kofullar içerirler. Parankima dokusu ihtiyaç durumunda sekonder meristeme dönüşür. Görevlerine göre dört çeşittir:

Özümleme parankiması: Yaprakların mezofil katmanında bulunan ve fotosentez yapmakla görevli temel dokudur. Hücreleri klorofil bakımından oldukça zengindir. Ayrıca bu doku terleme,fotosentez ve solunum gibi önemli metabolik olayların aktif olarak meydana geldiği dokudur.

Havalandırma parankiması (aerankima): Hücreler ile dış ortam arasındaki madde alışverişini sağlama bakımından oldukça geniş hücreler arası boşluğa sahip temel dokudur. Özellikle gaz alışverişinde önemli rol oynar. Gaz alışverişini sağlamada güçlükleri bulunan su ve bataklık bitkilerinde yaygın olarak bulunur.

İletim parankiması: İletim demetlerinin yapısında bulunan ve dokular arası madde taşınımını sağlayan dokudur.

Depo parankiması: Su ve besin depolamakla görevli temel dokudur. Bitkinin gövde, rizom (toprak altı gövdesi), yumru, meyve, soğan, tohum gibi organlarında bulunur.

Kollenkima Dokusu

Bitkiyi eğilme, bükülme ve çarpmaya karşı koruyan, mekanik destek sağlayan sert hücrelerden oluşan dokudur. Kollenkima hücrelerinin parankimadan ayrılan yönü hücre çeperlerinin çok kalın olmasıdır. Bu kalınlaşmanın sebebi çeperde selüloz ve pektin birikimidir. Kollenkima dokusunu oluşturan hücreler canlı hücrelerdir.

Sklerenkima Dokusu

Sklerankima hücreleri aynı kollenkima hücreleri gibi bitkiyi dayanıklı ve gerilmeye karşı dirençli hale getirir. Bu dokuyu meydana getiren hücrelerin çeperleri selüloz, lignin gibi maddelerin birikmesiyle kalınlaşmıştır. Bu hücreler başlangıçta canlı olmalarına rağmen çeperin kalınlaşması yüzünden ölür. Sklerenkima hücreleri, taş hücreleri ve lifler olmak üzere iki çeşittir:

Taş hücreleri: Tohum kabuklarında, meyve çekirdeklerinde ve meyvelerin iç kısmında (armut, ayva) bulunabilir.

Lifler: Sarımsak, keten, kenevirde bulunur. Bu lifler demetler halinde bulunup bitkiye destek sağlar. AYrıca elbise yapımında, halat yapımında kullanılır.

İletim Dokusu

Bitkilerdeki madde taşınmasını üstlenmiş bir dokudur.Yüksek yapılı bitkilerin yapraklarında fotosentezle meydana gelen organik bileşiklerle topraktan alınan su ve suda çözünmüş maddeler, çeşitli organlara bu dokularla iletilir. İletim dokusu, yapı ve görev bakımında odun borusu (ksilem) ve soymuk borusu (floem) olmak üzere ikiye ayrılır.

Ksilem: Odun boruları olarak da bilinir, bitkilerde inorganik maddelerin (su, mineraller vb.) taşınmasını sağlayan yapıdır. Cansız hücrelerden oluşurlar. Bölünür (meristem) doku hücreleri üst üste gelerek zamanla çekirdek ve sitoplazmalarını kaybeder. Hücreler arasındaki enine zarlar eriyerek kaybolur. Böylece, ince bir boru şeklindeki odun boruları oluşur. Ksilem demetler halinde bulunur. Ksilemde taşınma, aşağıdan yukarıya doğru tek yönlüdür.

Floem: Soymuk borular olarak da bilinir, fotosentez sonucu üretilen organik maddeleri yeni sürgün oluşumunda kullanmak üzere veya depo organlarında biriktirmek üzere ileten borucuklar. Tek sıra halinde üst üste dizilmiş canlı hücrelerden oluşur. Floem oluşurken hücrelerin ara çeperleri tamamen erimediğinden, yer yer delikler oluşur. Floemde fotosentez ürünleri bitkinin diğer organlarına taşınır. Bazı bitkilerin köklerinde sentezlenen amino asitler de yaprak ve diğer organlara taşınır. Floemde madde taşınması çift yönlüdür. Hücreler arası çeperler ksileme göre daha az eridiğinden ksilemdeki taşınmadan daha yavaştır.

Örtü Doku

Örtü doku; kök, gövde, yaprak ve meyvelerin üzerini örten dokudur. Epidermis ve peridermisten oluşur.

Epidermis

Genellikle bir hücre sırasından oluşur.
Hücreler arasında boşluklar yoktur.
Hücrelerinde kloroplast bulunmaz.
Epidermis hücrelerinin dış yüzü kendileri tarafından salgılanan kutikula tabakasıyla örtülüdür.
Epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla stomalar, hidatodlar, tüyler ve emergensler meydana gelir.

Stoma: Stomalar, yaprak ve genç gövdede bulunan epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla meydana gelmiş hücrelerdir. Açılıp kapanarak, gaz alışverişini sağlarlar. Diğer epidermis hücrelerinden 2 temel özellikleriyle ayrılırlar: Kloroplastları vardır, bu sayede fotosentez yapabilirler. Çeper kalınlığı, hücrenin her tarafında aynı değildir.

Hidatod: Yaprakların uçlarında ve kenarlarında bulunan açıklıklardır. Geceleri terlemenin olmadığı ya da havanın neme doyduğu zamanlarda fazla suyun damala şeklinde atılmasını sağlar. Stomaların aksine açılıp kapanmazlar. Odun borularıyla (ksilemle) bağlantılıdırlar.

Tüy: Epidermanın dışa doğru oluşturduğu çıkıntılardır. Tek ya da çok hücreli olabilirler. Salgı işiyle ilgili olanlar gibi bazı tüy hücreleri canlıdır. Bazı hücreler ise canlılığını kaybetmiştir.

Emergens (diken): Bitkinin kendini hayvanlara karşı savunmak amacıyla geliştirdiği yapılardandır.

Peridermis

Açık tohumlu bitkiler ile odunlu çift çenekli bitkilerin kök ve gövdelerinde, kalınlaşma nedeniyle epidermis parçalanır. Böylece epidermisin yerine peridermis koruma görevi yapar. Peridermis üzerindeki lentisel adı verilen açıklıklar gaz alışverişini sağlar. Lentiseller açılıp kapanma özelliğine sahip değildirler. Her zaman açıktırlar (mevsimler arası farklılık gösterebilir).

Bitkilerde Taşıma

Bitkilerde 2 çeşit taşınma gerçekleşir. Bunlar; ksilemde (ve diğer yapılarda) madde taşınması ve floemde organik madde taşınmasıdır.

Floem: Soymuk borular olarak da bilinir, fotosentez sonucu üretilen organik maddeleri yeni sürgün oluşumunda kullanmak üzere veya depo organlarında biriktirmek üzere ileten borucuklar. Tek sıra halinde üst üste dizilmiş canlı hücrelerden oluşur. Floem oluşurken hücrelerin ara çeperleri tamamen erimediğinden, yer yer delikler oluşur. Floemde fotosentez ürünleri bitkinin diğer organlarına taşınır. Bazı bitkilerin köklerinde sentezlenen amino asitler de yaprak ve diğer organlara taşınır. Floemde madde taşınması çift yönlüdür. Hücreler arası çeperler ksileme göre daha az eridiğinden ksilemdeki taşınmadan daha yavaştır.

Ksilem: Odun boruları olarak da bilinir, bitkilerde inorganik maddelerin (su, mineraller vb.) taşınmasını sağlayan yapıdır. Cansız hücrelerden oluşurlar. Bölünür (meristem) doku hücreleri üst üste gelerek zamanla çekirdek ve sitoplazmalarını kaybeder. Hücreler arasındaki enine zarlar eriyerek kaybolur. Böylece, ince bir boru şeklindeki odun boruları oluşur. Ksilem demetler halinde bulunur. Ksilemde taşınma, aşağıdan yukarıya doğru tek yönlüdür.

Madde Taşınması

Su ve Minerallerin Taşınması

Bitkilerde su ve mineraller topraktan kök aracılığıyla alınır. Kökte bulunan kök emici tüyleri sayesinde bitkiye giren su, kökün içindeki merkezi silindire doğru çekilir. Bu çekilme işlemi; suyun hücreler arası boşluktan geçmesiyle veya suyun hücreler arası aktarılmasıyla oluşur. Merkezi silindire ulaşan su burada ksilem hücrelerine geçer. Daha sonra alınan su ve mineraller ksilem ile bitkinin gerekli kısımlarına taşınır. Gerçekleşen bu olayı destekleyen faktörler;

* Kılcallık Olayı
* Kök Basıncı
* Kohezyon Kuvveti
* Terleme (Transprasyon)

Kılcallık Olayı

Adezyon kuvveti etkisiyle gerçekleşir. Adezyon, farklı çeşit moleküllerin birbirine yapışmasıdır. Su molekülleri ksilem hücrelerinin çeperlerindeki selüloz moleküllerine tutunma eğilimindedir. Bu eğilimin sonucu olarak çok ince kılcal borulardan oluşan ksilem çeperleri suyu çekerek yükselmesine neden olmaktadır.

Ancak diğer faktörlere göre kılcallık, suyun yükselmesinde en az etkili olan faktördür.

Kök Basıncı 

Kök emici tüyleri, toprağa göre daha yoğundur. Bu yüzden topraktan kök emici tüylerine su geçisi olur (ozmotik basınç farkından). Kök basıncı, toprkatan suyun emici tüye geçmesini sağlar ve itici bir kuvvet oluşturur. Bu da kılcallık etkisi sayesinde çok az yükselmiş suyun daha da yukarı doğru gitmesini sağlar.

Kohezyon  Kuvveti

Bitkilerin stomaları aracılığıyla su kaybetmesine terleme (transpirasyon) denir. Terleme sonucu kaybedilen su yapraklarda osmotik basıncın artmasını sağlar. Kökler az yoğun ortamda bulunduklarından, kökten yapraklara doğru büyük bir emme kuvveti doğar.
Su, odun borularında köklerden ağacın tepesine kadar devamlı bir su sütunu meydana getirir. Su molekülleri, hidrojen bağları ile birbirini çekerek birarada bulunma özelliğindedir. Buna kohezyon kuvveti denir. Suyun yükselmesinde en etkili faktördür.

Terleme

Terleme sonucu yapraklarda su kaybedilir ve yapraklarda osmotik basıncın artmasına neden olur. Böylece yaprak hürelerine suyun ilgisi artar. Suyun taşınmasında en etkili olma sırası terleme-kohezyon kuvveti, kök basıncı ve kılcallık.

Organik Maddelerin Taşınması

Bitkilerde fotosentezle üretilen organik ürünler, bitkinin bütün organlarına floemle taşınır. Floemde taşıma işlemini kalburlu borular gerçekleştirir.
Floemdeki taşıma ksileme göre daha yavaştır.
Floemde taşıma çift yönlüdür. Fotosentez sonucu oluşan glikoz, amino asit gibi organik moleküller yapraklardan köke doğru taşınırken; köklerde sentezlenen amino asit ve diğer azotlu organik moleküller kökten yapraklara doğru taşınır.
Floem’de organik madde taşınması basınç-akış teorisi ile açıklanır.

Kaynak hücrelerde üretilen organik madde, difüzyon ve aktif taşıma ile soymuk borularına geçer. Bunun sonucunda, soymuk borularının osmotik basıncı artar. Soymuk boruları, osmoz ile odun borularından su çekmeye başlar. Bunun sonucunda, soymuk borularındaki hidrostatik basınç artar. Bu basıncın etkisiyle glikoz; gövde, meyve ve köklerde bulunan havuz hücrelere taşınır. Soymuk borularındaki su, osmoz ile odun borularına geri döner.

Bitkilerde Beslenme

Canlıların büyüme ve gelişme için ihtiyaç duydukları bir takım maddeler vardır. Bunlar canlı türünden türüne değişiklik gösterir. Örneğin heterotrof bir canlının büyüme ve gelişmesi için en çok ihtiyaç duyduğu madde besindir. Ancak bir ototrof canlı (kendi besinini kendisi ürettiği için); en çok ihtiyaç duyduğu madde; bu besini üretmek için bir araya getirmesi gereken maddelerdir.

Minerallerin Alınması

Toprakta bulunan minerallerin çok azı bitkiler tarafından kolayca alınabilir özelliktedir. Minerallerin bitkiler tarafından alınabilir hale dönüşmesi topraktaki mikroorganizmaların faaliyeti, toprağın havası ve sıcaklığı gibi birçok  faktöre bağlıdır.

Karbon, hidrojen ve oksijen gibi elementleri bitkiye su ve CO2 aracılığıyla gelmektedir. Geri kalan elementler kökler aracılığıyla topraktan alınır (Topraksız yapılan tarımda bu mineraller çözünmüş olarak bitkiye verilir).

Makro Elementler

Bitkilerin fazla miktarda ihtiyaç duydukları minerallere (azot, potasyum, karbon, kalsiyum, hidrojen gibi) makro elementler denir.

Azot: Amino asit, nükleik asit, ATP gibi bileşiklerin yapısına katılır, eksikliği bitki gelişimini etkiler. Bitkilerin en fazla ihtiyaç duyduğu elementtir.

Potasyum: Ozmotik basıncın düzenlenmesinde ve bazı enzimlerin aktifleştirilmesinde rol oynar.

Magnezyum: Klorofil yapısına katılır, fotosentez ve solunumda görevli enzimlerin aktifleştirilmesinde rol oynar.

Mikro Elementler

Bitkilerin çok az gereksinim duyduğu klor, demir, bor, mangan, sodyum, çinko, bakır, nikel gibi elementlerde mikro elementlerdir.

Klor: Fotosentezde ve hücre bölünmesinde görev alır. Klor eksikliğinde yapraklar kurur.

Demir: Klorofil sentezinde rol oynar ve sitokromların yapısına katılır.

Çinko: Birçok enzimin aktifleştirilmesinde ve klorofilin sentezinde rol oynar.

Minumum Yasası

Bitkiler kendisi için gerekli besin tuzların mikro ve makro element olarak alır. Potasyum, kalsiyum, magnezyum, azot, fosfor makro elementlerdir. Demir, bor, sodyum, çinko, bakır, klor ise mikro elementlerdir. Mikro elementler bitkinin daha az ihtiyaç duyduğu elementtir. Bitkinin gelişimini topraktan en az olan elementle sınırlı kalmasına minimum yasası denir.

Beslenme ile İlgili Kavramlar

Gübre: Bitkinin ihtiyacı olan Azot, kalsiyum ve potasyum gibi pek çok minerali içeren doğal veya sentetik maddelere gübre denir. Toprakta yeterli mineral tuzları olmadığında gübreleme yapılabilir.

Mikoriza: Bazı bitkilerin kökleriyle ortak yaşam, simbioz ilişkisi, geliştirmiş olan mantarlara verilen isimdir. Mikoriza sayesinde mantarlar ihtiyaç duydukları besinleri bitkiden alırlar, buna karşılık bitki ise su ve mineralleri emmesi için geniş bir yüzey alanı sağlar.

Nodüller: Bitki köklerinde bakterilerin oluşturduğu yumrulardır. Nodüldeki bakteriler havadaki serbest azotu bağlayarak bitkinin azot ihtiyacını karşılar. Baklagillerde rizobium bakterileri kökte nodüller oluşturur.

Büyüme ve Hareket

Büyüme

Bitkiler canlıların ortak özelliklerinden olan büyüme, gelişme ve hareket etmeyi sağlar.

Bitkilerin Büyümesini Etkileyen Faktörler

Çimlenme sonucu oluşan bitki filizinin önce kökü, sonra gövde ve yaprakları oluşur. Bitki yaprakları oluştuktan sonra bitkinin büyümesi için fotosentez ve solunum yapması gerekir. Bitki büyüdükçe gövde uzunluğu, yaprak ve kök sayısı artar.

Bitki fotosentez yapabilmek için su (nem), karbondioksit gazı, madensel tuzlar, sıcaklık ve ışık enerjisine yani güneş ışığına, solunum yapmak için besin (glikoz) ve oksijene ihtiyaç duyar. Bitkinin büyümesi için gerekli olan ışık, çimlenme için gerekli değildir.

Çevresel Faktörler

Bitkinin büyümesini etkileyen çevresel faktörler; sıcaklık, ışık, su, toprak, atmosferdeki gazlar ve yer çekimi olmak üzere 6 ya ayrılır.

Sıcaklık: Bitki büyümesinde etkili olan solunum ve fotosentez reaksiyonlarının gerçekleşebilmesi için ortam sıcaklığının uygun olması önemlidir. Bitkilerin en iyi gelişim gösterdiği sıcaklık aralıkları bulunur. Sıcaklığın bu değerin üzerin çıkması veya altına düşmesi bitki gelişimini olumsuz etkiler. Sıcaklığın çok artması terleme ile su kaybını artırdığı için bitkinin kurumasını neden olur. Bitki sıcaklığının yüksek olması kadar düşük olması da bitki gelişimi için istenmeyen bir durumdur.

Işık: Işık bitkilerde fotosentez, klorofil sentezi, stomanın açılması, terleme gibi fizyolojik olaylar için gereklidir.

Su: Bitkilerin büyüme ve gelişme için suya ihtiyaçları vardır. Çünkü su fotosentezin ham maddesidir. Bitkilerde su; enzimatik tepkimelerin gerçekleşmesi için uygun ortam oluşumu, ısı dengesini sağlaması, madde taşınımının ve turgor basıncı ile destek sağlanması gibi işleri yapar. Ayrıca stomaların açılıp kapanmasında, bazı bitkisel hareketlerin oluşumda, üreme dönemlerinde tohum ve meyvelerin dağılımında rol oynar.

Toprak: Bitkiler için toprak yeterli miktarda minerale sahip, gaz ve su hareketine elverişli, yeterli sayı ve türde mikroorganizma barındıran, bitki köklerinin gelişmesine uygun bir ortam olmalıdır.

Atmosferdeki Gazlar: Atmosferin birleşiminde oksijen, kükürt dioksit, karbondioksit gibi çeşitli gazlar bulunur. Atmosferdeki gazların bileşimin bozulması bitki gelişimini etkiler. Atmosferdeki kirletici olan kükürt dioksit, hidrojen sülfür gibi gazların miktarının artması bitkilerin gelişimini olumsuz etkileyerek yaprakların sararmasına, çürümesine ve kurumasına neden olmaktadır.

Yer Çekimi: Yer çekimi bitkide oksin, giberellin gibi hormonların dağılımını etkiler. Yer çekimi; bitki kökünün toprak içine doğru, gövdesinin ise aksi yönde büyümesini sağlar.

Bitkisel Hormonlar

Bitkisel hormonlar oldukça fazla sayıdadır ancak temelde bitkinin büyümesini sağlayan ve büyümesini engelleyen hormonlar olarak iki sınıfa ayrılırlar. Yapısal olarak özellikleri ve etkileri dikkate alındığında ise beş ana grupta incelenirler.

Büyümesini Sağlayan Hormonlar

Oksinler: Bitkilerin özellikle büyüme bölgesindeki hücrelerinden sentezlenir. Üretildiği hücrelerden köklere taşınır. Oksin hormonu; hücreyi, hücre çeperinin içine asit salgınlaması için uyarır. Hücre çeperinin içine asit salgılanınca hücre çeperi gevşer. Böylece hücre çeperinin içindeki hücre büyür.

Oksin hormonu aynı zamanda hücre bölünmesini hızlandırır ve bitkinin ışığa yönelmesini sağlar. Bitkilerin kültür ortamında köklendirilmesinde sıkça oksin hormonundan yararlanılır. Ayrıca oksin hormonu, bitkinin çiçek açma gibi önemli işlevleri yapmasına yardımcı olur.

Sitokininler: Sitokininler hücre bölünmesini ve özelleşmiş genç hücrelerde farklılaşmayı etkiler. Sitokininler olarak isimlendirilmelerinin nedeni de sitokinezi uyarmalarıdır. Sitokininler klorofilin ve hücre proteinlerinin bozunmasını yavaşlatıp, RNA sentezini artırarak yaşlanmanın geciktirilmesine ya da azaltılmasını neden olurlar. Bu nedenle sitokinin hormonu çiçekçiler tarafından bitkinin yaşlanmasını geciktirmek için kullanılır.

Giberellin: Gövdenin uzamasını, yaprakların büyümesini uyaran hormondur. Ayrıca çiçeklenmeyi, çimlenmeyi uyarır. Tohum ve tomurcukların uyku halini (dormansi) sonlandırır. Giberellin hormonu tarımda çok sık kullanılır. Çekirdeksiz üzümlerin sap uzunluğunu artırarak salkımın seyrelmesini ve üzüm tanelerinin büyümesini sağlar

Büyümesini Engelleyen Hormonlar

Etilen: Bitkilerin stresli anlarında salgılanır. Bu stresli durumlara; su baskını, enfeksiyon veya kuraklık örnek verilebilir. Etilen aynı zamanda meyve olgunlaşması sırasında da salgılanır. Etilen meyvelerde tatlanma ve olgunlaşma sağlar. Ancak olgunlaşma bittikten sonra etilen üretimi devam ederse meyve çürür. Etilen bir gazdır. Bu yüzden meyve bahçesindeki diğer bitkilerde etilen hormonundan etkilenir.

Absisik Asit: Donma, yüksek tuz içerikleri ve kuraklık gibi uygun olmayan koşullarda kalan bitkilerde ortaya çıkan değişimleri kontrol eder. ABA tohumdaki depo ürünlerinin hidrolizi için gerekli enzimlerin sentezini engellemektedir. Ayrıca embriyonun büyümesi sağlanana kadar tohumun uyku halinde kalması da absisik asit sayesinde gerçekleştirilir.

Bitkilerde Hareket

Bitkilerde aktif hareket görülmez. Tropizma ve nasti olmak üzere durum değiştirme hareketi görülür.

Tropizma Hareketi

Bitkilerde uyaranın yönüne bağlı olarak gerçekleşen yönelme hareketleridir. Hareket uyaranın yönüne doğru oluyorsa pozitif tropizma, uyarana ters yönde oluyorsa negatif tropizma olarak isimlendirilir. Bitkilerde farklı uyaranlara karşı oluşturulan çeşitli tropizma hareketleri görülür.

Fototropizma: Bitkinin ışık etkisinde yaptığı yönelim hareketidir. Bitkinin yapraklarının güneşe doğru yönelmesi pozitif tropizmadır.

Fototropizma hareketinde oksin hormonu aktif rol oynar. Oksin hormonu güneşin olduğu yerde sentezlenmez; bu sayede gölgede kalan kısımda oksin hormonu salgılanır ve o taraftaki hücrelerin bölünmesi hızlanır. Bir tarafın uzamaması ve diğer tarafın uzaması sayesinde bitki güneşe yönelir.

Geotropizma: Bitkinin yer çekimine karşı gösterdiği yönelme hareketidir. Gövdede negatif geotrpizma, kökte pozitif geotropizma görülür.

Haptotropizma: Bitkilerin dokunmaya karşı gösterdiği tepkiye denir. Örnek olarak sarmaşık bitkilerinin desteklere tırmanması verilebilir.

Kemotropizma: Bitki köklerinin topraktaki maddelere göre hareketine kemotropizma denir. Kökler kimyasallara karşı pozitif (gübre) veya negatif (asit) kemotropizma gösterirler.

Travmatropizma: Bitkilerin yaralanan kısımlarının yaralandıkları yerden uzaklaşması şeklinde ortaya çıkan yönelim hareketidir.

Hidrotropizma: Bitki köklerinin suya doğru yönelim hareketine denir.

Nasti Hareketi 

Bitkilerin uyaranın yönüne bağlı olmaksızın gerçekleştirdikleri harekettir. Nasti hareketleri turgor değişimleri ile sağlanır.Nasti hareketleri, harekete neden olan uyarının çeşidine göre isimlendirilir.

Fotonasti: Bitkilerde ışık etkisiyle ortaya çıkan hareketlere denir. Akşamsefası bitkisinin çiçeklerinde fotonasti görülür. Bu bitkilerin çiçekleri ışık şiddetinin fazla olduğu öğlen saatlerinde kapalı iken, ışık şiddetinin az olduğu akşam saatlerinde ise açıktırlar.

Termonasti: Bitkilerde ortamdaki sıcaklık değişimleri etkisiyle ortaya çıkan nasti hareketlerine denir.

Sismonasti: Dokunulmaya karşı verilen tepkiler sismonasti olarak adlandırılır.

Bitkilerde Üreme

Çiçekli Bitkilerde Eşeyli Üreme

Çiçek, tohumlu bitkilerde üreme organıdır. Bitkinin ana gövdesinin uç kısmında ya da yan dalların üzerinde bulunur.

Çiçek Sapı: Çiçeği dala bağlayan kısımdır.

Çiçek Tablası: Çiçek sapının ucundaki genişlemiş kısımdır. Çanak yaprak, taç yaprak, erkek ve dişi organlar çiçek tablasına yerleşmiştir.

Çanak Yapraklar: Çiçeğin en dışında yer alan, yeşil renkli kısım olup, yaprağa benzer. Görevi, çiçeğin iç kısmını dış etkilerden korumaktır. Bazı bitkilerde fotosentez yapabilir.

Taç Yaprak: Çanak yapraktan sonra gelen, değişik renklerde olabilen kısımdır. Taç yaprakların dip kısımlarında lezzetli ve güzel kokulu salgı salgılayarak böcekleri bitkiye çeker.

Erkek Organ: Taç yaprakların iç kısmında, bir ya da birkaç daire üzerinde sıralanmış organlardır. Yapısı bir toplu iğneye benzer.

Bir erkek organda iki kısım vardır. Bunlar: Sapçık, Başçık’tır.

Sapçıkların uç kısımlarında bulunan başçıklar, yan yana dört keseden oluşur. Bu keseler içinde, erkek üreme hücresi olan çiçek tozları (polen) bulunur. Başçık olgunlaşınca, keseler çatlar ve içindeki polenler çevreye dağılır.

Dişi Organ: Çiçeğin tam orta kısmında yer alır. Küçük bir sürahiye benzer. Üç bölümde incelenebilir:

* Tepecik: Dişicik borusunun yassılaşmış üst kısmıdır. Tepecik, pürüzlü görünümlü olup, nemli ve yapışkan bir salgı salgılar. Böylece, tepecik üzerine gelen çiçek tozlarının burada tutulması sağlanır.

* Dişicik Borusu: Yumurtalıktan yukarı doğru uzanan kısımdır. Polenleri yumurtalığa taşır.

* Yumurtalık: Dişi organın alt kısmında bulunan şişkin kısımdır. Dişi organın üreme hücresi olan yumurta, yumurtalıktaki tohum taslağı içindedir.

Çiçekli bitkilerde üremenin birinci basamağı tozlaşma ikinci basamağı döllenmedir.

Polen Oluşumu

Polenler (çiçek tozları) erkek organın başçığındaki polen keselerinden oluşur.

Diploit (2n) yapıdaki polen ana hücreleri (mikrospor ana hücreleri) mayoz bölünme geçirerek mikrosopor adı verilen haploit (n) yapıda dört tane hücre meydana getirir.

Daha sonra, her bir mikrospor (n) çekirdeği mitoz geçirerek ikişer çekirdekli polenleri oluşturur.

Polende bulunan iki çekirdeğin kalıtsal yapısı aynı olmasına karşın, biri vejetatif çekirdek, diğeri generatif çekirdek olarak adlandırılır.

Generatif çekirdek sperm çekirdeklerini, vejetatif çekirdek ise polen tüpünü oluşturur.

Yumurtanın Oluşumu

Yumurtalıkta bulunan tohum taslaklarının içinde diploid kromozomlu megaspor ana hücresi bulunmaktadır. Yumurtalıktaki tohum taslağında bulunan diploit (2n) kromozomlu megaspor ana hücresi mayozla haploit (n) kromozomlu dört megaspor hücresi oluşur. Bunlardan üçü erir, kalan megaspor üç kez mitoz geçirerek 8 adet çekirdek oluşturur.

Oluşan 8 hücreden 2 tanesi ortaya gelir ve polar çekirdekleri oluştururlar. Ovaryum açıklığının aksi yönünde antipot hücreler bulunur. Antipot hücreleri 3 tanedir. Ovaryum açıklığının olduğu tarafta n kromozomlu yumurta hücresi bulunur. Yumurta hücresinin yanlarında ise toplam da iki tane sinerjit hücreler bulunur.

Tozlaşma

Tozlaşma, bitkinin erkek organında üretilen polenlerin çeşitli nedenlerle dişi organın tepecik bölümüne yapışması olayına denir. Böylece tepeciğe yapışan polenler, dişicik borusundan yumurtalığa iner döllenme meydana gelir. Bu polenlerin dişicik borusuna taşınması hava, su ve böceklerle olabilir. Çiçeklerin çeşitli renkler ve değişik kokularda olması tozlaşmayı kolaylaştırır.

Bir çiçeğin aynı türden başka bir çiçekle tozlaşmasına çapraz tozlaşma denir. Çapraz tozlaşma genetik çeşitliliği arttırmada önemlidir.

Bir çiçeğin kendi erkek organındaki polenlerle tozlaşma yapmasına kendi kendine tozlaşma denir. Kendi kendine tozlaşma, çapraz tozlaşmaya göre daha az genetik çeşitlilik sağlar.

Döllenme

Erkek üreme hücresi çiçek tozu (polen) ile dişi üreme hücresi yumurtanın birleşerek, çekirdeklerinin kaynaşması olayına döllenme denir.

Döllenme sonucu döllenmiş yumurta hücresi zigot oluşur. Kısa süre içinde bölünmeye başlayan zigot, tohumu ardından meyveyi oluşturur.

Bu aşamadan sonra, çiçekte çanak ve taç yapraklarla erkek organın görevi bitmiştir. Bu organlar sararır, solar ve dökülür.

Tohum Oluşumu

Çift döllenmeden sonra tohum taslağı, tohuma; yumurtalık çeperleri ise tohumu saran meyveye dönüşür. Bir tohum içten dışa doğru embriyo, besi doku ve kabuk olmak üzere üç kısımdan oluşur. Tohum taslağının dış çeperi kabuğu oluşturur.

Çift çenekli bitkilerde endospermde bulunan besinler çeneklere gönderilir ve tohum ihtiyaç halinde gerek duyduğu besini çeneklerinden karşılar.

Zigotun mitoz geçirmesiyle embriyo oluşur. Embriyonun yapısında, bitkinin kök sistemini oluşturan embriyonik kök, sürgün sistemini oluşturan embriyonik gövde ve çimlenme sırasında embriyoyu besleyen çenekler bulunur.

Meyve Oluşumu

Döllenmeden sonra tohum taslağı tohuma ovaryum çeperi ise meyve veya perikarp’a dönüşür. Bazı durumlarda döllenme olmadan ovaryum meyveye dönüşür bu meyvelere partenokarp meyveler denir. Bunlar tohumsuzdur.

Karpellerden meydana gelen meyve çeperi perikarp (meyve kabuğu) adını alır ve genellikle 3 tabakadan meydana gelir:

Ekzokarp (dış kabuk): Tek tabakalı olup ovaryumun dış epidermasında türemiştir.
Mezokarp ( orta kabuk): Bu çok tabakalıdır. Karpel yaprakları parankimasından oluşur.
Endokarp (iç kabuk) : Tek tabakalı olup tipik olarak karpelin iç epidermisine karşılık gelir. Bu 3 kısmın gelişimi sırasında sukulent parankima hücreleri devreye girerse etli meyve sukulent olmayan parankime hücreleri ile sklerinkima hücreleri devreye girerse kuru meyveler olmak üzere iki çeşit meyve oluşur.

Meyvenin görevi; uyku hâlindeki tohumları korumak ve onların yayılmalarına yardım etmektir.

Meyve Çeşitleri

Oluş bakımından meyve çeşitleri;

* Basit meyve: Bir çiçeğe ait tek bir yumurtalığın gelişmesiyle oluşan meyveye denir. Kayısı, üzüm, erik, şeftali, kiraz gibi.

* Bileşik meyve: Birden fazla yumurtalıktan oluşan meyveye denir. Dut, böğürtlen, ananas, böğürtlen gibi.

* Gerçek meyve: Çiçeğin sadece yumurtalık kısmına besin birikmesiyle oluşan meyvedir. Erik, üzüm, şeftali gibi.

* Yalancı meyve: Meyve oluşumuna yumurtalık ile birlikte çanak yaprak, taç yaprak, çiçek tablası gibi kısımlarının da katılıyorsa oluşan meyvedir. Ayva, elma, çilek, armut gibi.

Morfolojik yapılarına göre meyve çeşitleri;

* Etli meyveler: Etli ve sulu meyvelerdir. Bir veya daha fazla tohum taşır. Üzüm, kabak, domates şeftali gibi.

Kuru meyveler: Kabuğu kuru ve sert olan meyvelerdir. Buğday, çeltik, arpa gibi kuru bitkiler olgunlaştıklarında meyve kabuğu çatlamaz. Bezelye, pamuk gibi bazı kuru meyveler, olgunlaştığı zaman meyve kabuğu patlar ve tohum etrafa saçılır.

* Çoklu meyveler: Döllenme sırasında ayrı olan çiçeklerin yumurtalık duvarları gelişirken birleşen meyvelerdir. Ananas, incir gibi.

 

Bitkilerde Çimlenme

Bir tohum embriyosunun uygun koşullarda, yeni bir bitkiyi oluşturmak üzere tohum kabuğunu çatlatarak dışarı çıkması ve büyümesine çimlenme denir.

Bir tohumun çimlenmesi için ortamda;

Yeterli miktarda su
Uygun sıcaklık
Oksijen olması gerekir.

Tohumlarda canlı ve çimlenmeyi gerçekleştirme yeteneğine sahip kalmasının süresi türe göre değişir. Tohumlar uyku halindeyken metabolizmaları çok yavaş çalışır.

Çimlenme sırasında gerçekleşen olaylar:

Tohum çimlenme sırasında suyu ozmozla alır.
Su alan tohumun hacmi artar ve tohum kabuğu çatlar.
Bu sırada embriyo mitoz geçirir.
Oluşan hücrelerin farklılaşması sonucu ilk olarak embriyonik kök, daha sonra da embriyonik gövde oluşur.
Embriyonik kökten gerçek kök, emriyonik gövdeden ise gerçek gövde meydana gelir.

Çimlenmeye Etki Eden Faktörler

Tohumların çimlenmesinde genetik ve çevresel faktörler etkilidir. Çevresel faktörlerin en önemlileri sıcaklık, su ve oksijendir. Bazı bitkilerde ışığın da tohum çimlenmesine etkisi bulunur.

Sıcaklık: Genellikle birçok bitki tohumu belirli bir sıcaklık aralığında çimlenir. Minimum bir sıcaklığın altında veya maksimum bir sıcaklığın üstünde çimlenme gerçekleşmez. Çimlenme için gerekli olan sıcaklık bitki türlerine göre değişir.

Su: Tohumun su almasıyla çimlenme için gerekli olan metabolik faaliyetler başlar. Tohum içine giren su, daha sonra depolanmış besinlerin sindirimi için gerekli olan enzimleri aktif hale geçirir. Suyun alınması sonucu hücreler genişler ve büyümeye başlar. Eğer ortamdaki su çok fazla olursa tohum yeterli oksijen alamaz ve çimlenme durur.

Oksijen: Tohum kabuğunun parçalanmasına kadar geçen süreçte gerekli enerji oksijensiz solunumla elde edilebilir. Ancak kabuk parçalandıktan sonra, metabolik faaliyetlerde kullanılan enerji oksijenli solunumla sağlanır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

BİR YORUM YAZIN