Yumuşama Dönemi ve Sonrası Konu Anlatımı

01.06.2020
A+
A-

Tarih ayt konu anlatımı, Tarih tyt konu anlatımı , Tarih yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda Yumuşama Dönemi ve Sonrası hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz

Yumuşama Dönemi ve Sonrası

Uluslararası İlişkilerde Değişim Süreci

Yumuşama (detant) uluslararası ilişkilerde, Blokların gerginliğini azaltmak için karşılıklı görüşmeleri tercih ettikleri bir  dönemdir.Yumuşama politikasının ortaya çıkmasında konvansiyonel silahlardan nükleer silahlara geçiş ve Bloklar içerisindeki siyasi çekişmeler önemli bir etken olmuştur.

ABD Başkanı John Fitcgerald Kennedy ve SSCB Başkanı Nikita Kruşçev,1961 yılında bir araya gelerek yumuşama sürecini başlattılar.

Doğu ve Batı Bloku arasındaki ilk ilişkiler, 1958 Berlin Buhranı sonrasında Cenevre’de yapılan toplantılarla başlamıştır. ABD’nin 1968’deki Nixon- Kiisenger Doktrini’ne göre SSCB ile  ilşkilerde; realizm, ölçü ve bağlantılılık ilkeleri geçerli olacaktır.

 

Yumuşama Dönemi Politikaları

Japonya’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda ABD’li masa tenisçileri (ping-pong) Çin’in davet etmesi ve ardından da ABD’nin Çin’e uyguladığı ticari ambargoyu kaldırması iki devlet arasındaki ilişkileri geliştirdi.Bunun üzerine  Çin daha önce ayrıldığı BM’ye tekrar üye oldu.

Stratejik  Silahların Azaltılması Görüşmeleri 

1963’te  ABD, SSCB ve İngiltere arasında Moskova’da ilk kez “Nükleer Denemelerin Kısmen Yasaklanması Antlaşması” imzalanmış ancak bu antlaşmadan sonra devletler nükleer alanda yarışa devam etmişlerdir.

Nükleer silahların sınırlandırılması konusunda 1969’da Helsinki’de ABD-SSCB  arasında gerçekleştirilen SALT-I (strategic- Arms Limitation Talks- Stratejik Silahları Azaltma Görüşmeleri) önemli bir aşama olmuştur.

Sadece savunma füzelerinin sınırlandırılmasının kararlaştırıldığı SALT-I  Antlaşması 26 Mayıs 1972 tarihinde Moskova’da ABD Başkanı Nixon ile SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Brejnev arasında imzalanmıştır.

1979’da ABD Başkanı Jimmy Carter ile SSCB Komünist Partisi Genel Sekreteri Brejnev arasında Viyana’da imzalanan SALT-II Antlaşması imzalanmıştır.

Bu antlaşma ile uzun menzilli nükleer silahlar sınırlandırılmıştır. Ancak SSCB’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesi nedeniyle ABD Kongresi bu antlaşmayı onaylamıştır.

Helsinki Konferansı

Her iki blok arasında başlayan Yumuşama Dönemi’ni fırsat bilen diğer Avrupa ülkeleri iki blok arasındaki sorunların çözümü için Helsinki’de bir araya geldiler. Yapılan görüşmeler sonucu “Helsinki Nihai Senedi” imzalandı.

Buna göre;

Konferansa katılan devletler birbirlerinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı duyacak
Devletler sorunları tehdit ve kuvvet kullanarak değil, barışçıl yollardan çözmek için uğraşacak
Katılan devletler birbirlerinin iç ya da dış politikalarına müdahalede bulunmayacak
Her devlet ırk, cinsiyet,dil ve din ayrımı yapmadan temel özgürlüklere ve insan haklarına saygı gösterecek.

Yumuşama Dönemi Çatışmaları

U-2 Krizi

1960’lı yıllarda dünya devletleri, Doğu-BAtı ilişkilerinin toplanacak bir Zirve Konferansı yoluyla geliştirilmesi görüşünde birleşmiş ancak ABD U-2 casus uçağının SSCB tarafından düşürülmesi, zirvenin gidişatını olumsuz etkilenmiştir.

5 MAyıs 1960’ta SSCB lideri Kruşçev bu olay nedeniyle ABD Hükumetinden özür dilemesini istemiş, ADB başkanı eisenhower’dan ret cevabı almıştır.

Küba Buhranı

SSCB, 1962 yılında Küba’ya füzelerini yerleştirmeye başladı. Bunun üzerine her iki taraf arasında yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca ABD Küba kıyılarına savaş gemilerini gönderdi. Ancak nükleer savaş ihtimaline karşı her iki ülke de geri adım atmak zorunda kaldı. bunun üzerine SSCB Küba’daki füzelerini, ABD ise Türkiye’de bulunan Jüpiter füzelerini sökme kararı aldı.

Krizin sona ermesiyle;

SSCB’nin lideri Kruşçev, Küba’daki füzelerin söküleceğini ilan etti.
ABD ile SSCB arasında yaşanabilecek bir nükleer savaş tehlikesi ortadan kalktı.
Rus bombardıman uçakları Küba’yı terk ederken ABD de Küba’ya karşı uyguladığı deniz ablukasını kaldırdı.
SSCB’ye komünist davaya ihanet etmekle suçlayan Çin ile SSCB arasında güven bunalımı başladı ve bu durum Küba’yı Çin’e yöneltti.
Türkiye bu olay sonucunda iki süper güç tarafından sıkışıp kaldığını gördü ve gerektiğinde ABD’nin SSCB ile bir pazarlığa oturduğunda Türkiye’yi feda edebileceğini gördü.
Küba Krizi’nin zirveye çıktığı 27 Ekim 1962 “Nükleer savaşın eşiğinden dönülen gün” olarak silahsızlanma çabalarının başlangıcı sayıldı.

Vietnam Savaşı

Daha önce Fransa’nın sömürgesi olan Vietnam,Cenevre Antlaşması ile Kuzey ve Güney Vietnam adı altında bağımsız olmuştur.(1954)
1957’de Cenevre Antlaşması ile Vietnam’ın birleştirilmesi kararı alınmasına rağmen Güney Vietnam birleşmeye karşı çıkmış,bunun
üzerine Kuzey Vietnam gerilla savaşını başlatmıştır.
ABD güvenliğini ve milli menfaatlerini sağlamak gerekçesiyle Güney Vietnam’ın yanında Kuzey Vietnam’a savaş açmıştır.(1965)
ABD’nin Vietnam’a asker göndermesi özellikle büyükşehir ve üniversitelerde büyük bir tepkiyle karşılanmıştır.
Muhammed Ali’nin Vietnam Savaşı’na gitmemesi dünya şampiyonluğunun elinden alınmasına ve boks lisansının iptal edilmesine
neden olmuştur.
SSCB ve Çin’in ABD ile yakınlaşması üzerine Vietnam Barışı Paris’te imzalanmıştır.(1973)
Antlaşmaya göre; ABD Vietnam’dan çekilecek,esirler karşılıklı geri verilecek,Kuzey ve Güney Vietnam arasında yapılacak görüşmelerle birleştirme gerçekleştirilecekti.
Savaş nedeniyle Vietnam toprakları uzun yıllar üzerinde hiçbir bitki yetişmeyecek duruma gelmiştir.(ABD 7 milyon ton bomba atmıştır.)
1975’te Kuzey Vietnam’ın güney Vietnam’ı ele geçirmesiyle 1976’da iki devlet birleşerek “Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti” adını almıştır.

Keşmir Meselesi

İngilizlerin bölgeyi terk etmesinden sonra bölgede Hindistan ve Pakistan kuruldu. Aralarında toprak sorunu yaşadılar. Müslümanların yoğun olduğu Bangladeş Pakistan’a verildi. Keşmir ise Birleşmiş Milletler denetimine bırakıldı orda yaşayanların kendi geleceklerini belirlemeleri için referanduma karar verildi; ancak Hindistan buna yanaşmadı. Ve günümüze kadar gelen Keşmir sorunu başlamış oldu. Günümüzde de bu sorun devam etmektedir. Keşmirliler de bağımsızlık mücadelesi sürdürmektedir.

Afganistan’ın SSCB Tarafından İşgali

Afganistan 19.yy’da kuzeyden Rusya’nın,güneyden İngiltere’nin yayılmacı politikalarının hedefi olmuştur.
1978 yılı sonlarında Afgan halkının SSCB yanlısı yönetime karşı direnişe geçmesi üzerine Basra Körfezi ve Orta Doğu petrollerine
hakim olmak isteyen SSCB Afganistan’ı işgal etmiştir.
Afganistan sorununu çözmek amacıyla BM gözetiminde Afganistan,Pakistan,ABD ve SSCB’nin katılımıyla “Cenevre Anlaşması” imzalanmıştır.
Bu anlaşmaya göre; SSCB askerleri 1988-89 yılı içerisinde Afganistan’dan çekilmişler ve mücahit gruplar birleşerek hükümeti kurmuşlardır.Fakat iktidar mücadeleleri hala devam etmektedir.

Barış İçinde Bir Arada Yaşama

Doğu ve Batı bloklarının dışında kalan ülkeler kendilerini “Bağlantısızlar”, “Üçüncü Dünya Ülkeleri” veya “Tarafsızlar” olarak ifade etti.Bu hareketin liderliğini Hindistan, Mısır ve Yugoslavya üstlendi. Bunun üzerine 1955’te yeni kurulan ve sömürgeciliğe karşı başarı elde eden 24 ülke Endonezya’nın Bandung kentinde bir araya geldi. Amaçları her iki blokun dışında kalmayı sürdürerek bu iki süper gücün karşısında varlıklarını korumaktı. Yapılan konferans sonucu “barış içinde bir arada yaşamanın beş ilkesi” belirlendi. Buna ilkeler; siyasi bağımsızlık, askeri ittifaklara katılmama, kendi topraklarında başka devletlere askeri üs kurma izni vermeme, ikili ittifaklara girmeme ve sömürgeciliğe karşı başlatılan milli kurtuluş savaşlarına destek vermedir.

Arap-İsrail Savaşları ve Büyük Devletlerin Politikası

Camp David Antlaşmaları

ABD Başkanı Nixon, 1974’te İsrail ile Mısır arasında imzalanan Sina Antlaşması’yla oluşan barış ortamını güçlendirmek amacıyla, Orta Doğu devletlerini ziyaret etti. Bu gezi sırasında ABD ile Mısır arasında bir anlaşma imzalanması, SSCB’yi rahatsız ederken ABD-Libya ilişkilerini de olumsuz etkiledi.

Bu arada Mısır Halk Meclisi’nin Mısır-SSCB Dostluk Antlaşması’nı feshetmesi ABD’yi bir Orta Doğu barışı konusunda harekete geçirdi. 1977’de ABD, bölge ülkeleriyle barış için temaslarda bulundu. Aynı yıl İsrail ve Mısır Devlet başkanları karşılıklı olarak resmî ziyaretlerde bulundular. İsrail’in Batı Şeria’da yeni Yahudi yerleşim merkezleri kurması iki ülke arasında devam eden müzakerelerden sonuç alınmasını engelledi. İsrail’in bu tavrı Mısır ve ABD ile olan ilişkilerinin bozulmasına sebep oldu.

1978’de ABD, bölgedeki gücünü kullanarak İsrail ve Mısır’ı Camp David’te bir araya getirdi. 17 Eylül’de İsrail ile Mısır, Filistin meselesi ve iki ülke arasındaki barış esaslarını içeren antlaşmaları imzaladı.

Camp David Antlaşmalarında Filistin meselesi ile ilgili şu kararlar alındı.

Gazze ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilere, şekli ve mahiyeti, İsrail, Mısır ve Ürdün’ün ortak kararına göre belirlenecek beş yıllık bir süre için bir muhtariyet verilecek.
Bu muhtariyet döneminde İsrail, bu iki toprakta, kendi güvenliğini de sarsmayacak şekilde, asker miktarını asgariye indirecekti.
Muhtariyet döneminin üçüncü yılından itibaren, İsrail, Mısır, Ürdün ve Filistin muhtariyet idaresinin temsilcileri arasında, Batı Şeria ve Gazze’nin nihai statüsünü tespit edecek bir anlaşma için müzakereler yapılacaktı. Bu anlaşma, Filistin halkının “meşru hakları” ile “adil istekleri”ni tanıyacaktı.
Bu dönemde İsrail ile Ürdün arasında barış müzakereleri ve İsrail’in güvenliğini sağlayacak düzenlemeler de yapılacaktı.

Camp David Antlaşmalarına tepki gösteren Arap ülkeleri, Mart 1979’da Bağdat’ta toplanarak Mısır’ın bu anlaşmayı feshetmesini, Filistin meselesinde ortak hareket edilmesini ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını kararlaştırdı. Camp David Antlaşmaları çerçevesinde belirlenen Mısır-İsrail Barış Antlaşması, planlanan sürede imzalanamadı. Özellikle İsrail ve Mısır’ın bu antlaşmanın maddelerini kendine göre yorumlaması, İran’da gerçekleşen rejim değişikliği ve ABD’nin tutumu, süreci sonlandırdı.

26 Mart 1979’da karşılıklı toprak bütünlüğü ve bağımsızlık düşüncesine saygı duymayı esas alarak bugünkü İsrail-Mısır sınırlarını çizen “İsrail-Mısır Barış Antlaşması” Washington’da imzalandı. Bu antlaşma, İsrail’in, güneyde güvenliğini garantilerken Mısır’ın Arap dünyası ile ilişkilerinin kopmasına yol açtı. Arap ülkelerinden Mısır’a yapılan ekonomik yardım kesilirken ABD, Mısır’a ekonomik yardımda bulundu. İsrail 27 Nisan 1982’de Sina’dan tamamen çekildi. Bu gelişmeler Orta Doğu’da ABD aleyhtarlığını artırırken Suriye gibi bazı ülkeleri SSCB’ye yakınlaştırdı. Bu barış antlaşmaları, İsrail’in muhtariyet vaadedilen Batı Şeria’da devamlı olarak Yahudi yerleşim merkezleri kurması, Kudüs’ü başkent yapması, Golan Tepelerini ilhak ettiğini açıklaması ile amacına ulaşamamış ve bölgedeki gerginliğin artmasını engelleyememiştir.

İslam Konferansı Örgütü

İsrail’in işgal ettiği Kudüs’te El-Aksa Camii’ne saldırması,konferansın toplanmasına neden olmuştur.(1969)
Fas’ın başkenti Rabat’ta Türkiye dahil 24 ülkenin katıldığı bir “İslam Zirvesi” toplanmıştır.(1969)
Zirve sonunda yayınlanan bildiri ile; İsrail’in Kudüs’ü boşaltması,işgal ettiği Arap topraklarından çekilmesi ve İsrail’i tanıyan devletlerin İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesmeleri istenmiştir.
İslam Zirvesi’nin ikincisi 1974’te Pakistan’ın Lahor kentinde yapılmıştır.
Zirvede Filistin ile ilgili kararların yanında,1971’de Pakistan’a karşı ayaklanarak bağımsız olan Bangladeş’in Pakistan tarafından tanınması da sağlanmıştır.
1975’teki toplantıda İslam Kalkınma Bankası’nın kuruluş planı onaylanmıştır.

Uluslararası Politikada Petrolün Yeri

II. Dünya Savaşı’ndan sonra  petrolü Batılı ülkelere ucuz vermek istemeyen Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, İran ve Venuzuela bir araya gelerek 1960 yılında “Petrol İhraç Eden Ülkeler (OPEC)” kurdular. Kuruluşun amacı; petrol fiyatlarını yüksek seviyelere çıkarmaktı. Bu amaçlarına da 1970’li yıllarda ulaştılar. Yine bu dönemlerde ortaya çıkan 1967 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra da petrolü İsrail’e karşı siyasi bir silah olarak kullanmak isteyen Arap ülkeleri de bir araya gelerek “Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Teşkilatını (OAPEC) kurdular. Ancak OAPEC başarılı olamadı.

İran- Irak Savaşı

Irak’ta Rejim Değişikliği

1920 San Remo Konferansı’nda manda yönetimi kurulan Irak’ta 1921’de Meşruti Krallık kuruldu. 1932’de Milletler Cemiyetine bağımsız bir devlet olarak katıldı. 1933’te Kral Faysal’ın ölümünün ardından ülkede dinî ve etnik çatışmalar arttı. II. Dünya Savaşı öncesi dünyadaki gelişmeler Orta Doğu’da yeni oluşumlar için zemin hazırladı. 1934’te Türkiye’nin de üye olduğu Sadabat Paktı’na katılan Irak, II. Dünya Savaşı sonrası ABD ve Batılı devletlere paralel politikalar izleyerek Bağdat Paktı (1954) içinde yer aldı.

1958’de yapılan bir askerî müdahale sonucu ülkede monarşi rejimi yıkılarak cumhuriyet ilan edildi. Irak rejim değişikliğinden sonra Bağdat Paktı’ndan çekildi. Baas Partisi 1968’de Irak’ta yönetimde söz sahibi oldu, SSCB ile yakınlaşarak bu ülkeden ekonomik ve askerî yardım almaya başladı. Bu durum Batı’ya dönük bir politika takip eden İran ile arasındaki ilişkileri zayıflattı. Diğer taraftan, 1970’te İngiltere’nin Basra Körfezi’nden çekilmesinden sonra İran’ın, buraya tek başına hâkim olmak istemesi iki ülke ilişkilerini daha da gerginleştirdi.

Baas Partisinin 1972’de, SSCB ile imzaladığı dostluk antlaşmasıyla beraber bu ülkeden silah satın almaya başlaması İran’ı tedirgin etti. Ancak 1975 Martında Cezayir’in arabuluculuğu ile imzalanan Cezayir Anlaşması’yla Irak ile İran arasındaki Şattülarap Su Yolu’nun en derin yeri sınır kabul edilirken karşılıklı dostluk ve iş birliğinin taahhüt edilmesi ilişkileri bir süreliğine düzeltti.

İran’da Rejim Değişikliği

1928’ten itibaren İran’ı yöneten Pehlevi Hanedanlığı’nın uygulamaları halk tarafından benimsenmemişti. Batı İran’ın amacı ise Basra Körfezi’ne ve su yollarına egemen olmaktı. Halkın uygulamalara karşı başlattığı protestoların yönetim tarafından dikkate alınmaması ayaklanmaya sebep oldu. 1978’de sürgündeki lider Ayetullah Humeyni’nin ülkeye dönmesiyle İran İslam Cumhuriyeti kuruldu.

Savaş ve Sonuçları

Nedenleri
Camp David Anlaşması ile Orta Doğu’da Mısır’ın etkinliğini kaybetmesi üzerine,İran’daki rejim değişikliğinden kaynaklanan iç sorunlardan da yararlanmak isteyen Irak’ın Arap liderliği için harekete geçmesi
Irak’ın Basra Körfezi’ne hakim olmak istemesi

Sonuçları
İki ülkeden yaklaşık 1 milyon insan ölmüştür.
Petrol bölgelerinin bombalanması büyük ekonomik kayıplara neden olmuştur.
İki ülkede özellikle Irak’ta yaşanan ekonomik sıkıntılar Kuveyt’in işgaline neden olmuştur.
Arap ülkeleri arasındaki birlik bozulmuştur.
İsrail Orta Doğu’da serbest kalmıştır.
Bazı devletler tarafsız olmalarına rağmen bu iki devlete silah satarak önemli bir gelir sağlamışlardır.

Yumuşama Döneminde Dünya

Ekonomi

Dünya ekonomisinde büyümeye bağlı olarak talep fazlası ürünlerin pazarlama ihtiyacı reklam sektörünün önemini artırdı.
Uydu teknolojisi sayesind etelevizyon programları uluslararası bir boyut kazandı.
İlk kez “1964 Tokyo Olimpiyatları” canlı televizyon yayını ile tüm dünyaya ulaştırıldı

Bilimsel ve Teknolojik Gelişmeler

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’ni (NASA) kurarak,ilk uydusunu uzaya göndermiştir.(1958)
Rus kozmonot “Yuri Gagarin” Vostok-1 uzay aracı ile ilk kez uzaya gitmiştir.(1961)
Amerikalı astronot Neil Amstrong ilk kez Ay’a inmiştir.(1969)
İlk kişisel bilgisayar üretilmiştir.(1970)
İlk olarak ABD’de bilim adamları arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla deneme niteliğinde “ARPANET” (Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi) kurulmuş (1969) ve daha sonra bütün üniversiteler ile araştırma kuruluşlarının bilgisayarlarını bünyesinde toplayarak gelişmiştir.
1991’de ABD’de İnternetin ticari amaçla kullanılmasını engelleyen tüm kısıtlamalar kaldırılmıştır.
Grafik web tarayıcı “Mozaic” in devreye girmesiyle internetin bir alt kümesi olan “World Wide Web”in (Geniş Dünya Ağı) yıllık büyüme hızı artmıştır.
Bilgisayar ve telefonun işbirliğine bilgininde eklenmesiyle ortaya çıkan İnternet günümüzde önemli bir yere sahiptir.

Kültürel Hayat

Müzik alanında 1950’lerde ortaya çıkan “Rock And Roll” tarzı bu dönemde etkisini sürdürmüştür.
Heavy metal müzik türü ve bu türün temsilcisi olan Rolling Stones grubu döneme damgasını vurmuştur.
1951 yılından itibaren yapılan Akdeniz Oyunları’nın tamamına katılan Türkiye 1974’te düzenlenen Akdeniz Oyunları’na İzmir’de ev sahipliği yaptı.

Yumuşama Dönemi’nde Türk Dış Politikası

Türkiye-ABD İlişkileri

1960’lı yıllardan itibaren Türk-Amerikan ilişkilerinde Kıbrıs Meselesi önemli rol oynadı.

“Küba Krizi”ne bağlı olarak 1963’te Türkiye’deki ABD’ye ait Jüpiter füzelerinin bilgi verilmeden sökülmesi ve Türk-Yunan meselelerinde ABD’nin Yunan yanlısı politikası iki ülke arasında güven bunalımını doğurdu.

Bu dönemde Kıbrıs meselesinde ABD’nin tavrını ortaya koyan Johnson Mektubu ve 1975–1978 yılları arasındaki ambargo dönemi Türk – Amerikan ilişkilerinde sarsıntılara yol açtımıştır. Nektupta ABD ‘nin Türkiye’ye sağladığı askeri malzemenin  bu müdahale de kullanılmasına izin verilmeyeceği belirtilmiştir. Mektubun ardından Türkiye müdahale kararından vazgeçmiştir.

Türkiye-SSCB Münasebetleri

1950–1964 arası dönemde Türk- SSCB münasebetlerinde 1950 ile 1960 arasında Ortadoğu’da ortaya çıkan gelişmelerinin ortaya çıkardığı huzursuzluk devam etti. 1964’e kadar SSCB Türkiye’nin Kıbrıs’ı bir NATO üssü haline getirmesinden korktuğu için, Kıbrıs konusunda Türkiye aleyhinde bir politika izlemiş, Türkiye’nin adaya müdahalesine karşı çıkmıştır. Bu arada ABD ile Kıbrıs sorunundan dolayı yaşanan gelişmeler ve özellikle Johnson Mektubu Türkiye’nin SSCB ilişkilerini yeniden gözden geçirmesine yol açacaktır. 1964–1970 arasında karşılıklı ziyaretlerle ortaya çıkan olumlu hava 1970’li yıllarla birlikte, yerini tekrar durgunluk ve soğukluk dönemi başlamıştır. 1974 Kıbrıs Harekâtı’na SSCB’nin karşı çıkması, Türk askerinin adadan çekilmesini istemesi, Garanti Antlaşmasını geçeriz sayması ve Kıbrıs meselesinin milletlerarası bir konferansta ele alınmasını istemesi Türk – SSCB ilişkilerinde tekrar soğukluğa yol açmıştır.

Türk-Yunan İlişkileri

Kıbrıs Sorunu

1571’de Türk hakimiyetine giren Kıbrıs 1878 Berlin Antlaşması’nda arabuluculuk yapan İngiltere’ye geçici olarak bırakılmış,Osmanlının I.Dünya Savaşı’na girmesini fırsat bilen İngiltere 5 Kasım 1914’te Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıklamıştır.

İngiliz yönetimindeki Kıbrıs Rumları Enosis Politikası (Kıbrıs’ı Yunanistan’a dahil etme) doğrultusunda faaliyetlerde bulunmuşlardır.

1960’tan önce Yunanistan’ın Kıbrıs konusundaki isteklerinin BM tarafından reddedilmesi üzerine Rumlar “EOKA” örgütünü kurmuşlardır.

Bu örgütün amacı İngiltere’yi Kıbrıs’tan atmak,Türkleri yok etmek ve “Enosis Politikası”nı gerçekleştirmektir.

Kıbrıs Meselesi’nin çözümü için Türkiye-Yunanistan-İngiltere arasında yapılan “Zürih” ve “Londra” Antlaşmaları doğrultusunda Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur.(1960) (Cumhurbaşkanı:Rum lider Makarios,Yardımcısı:Türk lider Dr.Fazıl KÜÇÜK)

Kıbrıs’ta sağlanan barış ortamı uzun sürmemiş EOKA faaliyetlerini artırmış,Kıbrıs Türkleri de bu faaliyetlere karşı 1955’te kurulan “Türk Mukavemet Teşkilatı” vasıtasıyla karşı koymaya çalışmıştır.

Devam eden olaylar yüzünden Rumlarla bir arada yaşamanın mümkün olamayacağını anlayan Kıbrıs Türkleri “Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi”ni kurmuşlardır.(28 Aralık 1967) (Başkanı:Dr.Fazıl KÜÇÜK,Yardımcısı:Rauf DENKTAŞ seçilmiştir.)

Yunanistan’ın desteğiyle “Enosis”i gerçekleştirmek isteyen EOKA üyeleri 15 Temmuz 1974’te Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirerek “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti” ni ilan etmişlerdir.(Cumhurbaşkanı:Nikos Sampson)

Bu gelişmeler üzerine Türkiye;Enosis’e engel olmak,barışı yeniden kurmak ve Türklerin güvenliğini sağlamak amacıyla “Kıbrıs Barış Harekatı” nı başlatmıştır. (20 Temmuz 1974)

Harekat sonucunda kuzeye yerleşen Türkler;Rauf DENKTAŞ’ın liderliğinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni kurmuştur.(13 Şubat 1975)

Türklerin adadaki siyasi varlığı Rumlar tarafından kabul edilmediği gibi BM Genel Kurulu 13 Mayıs 1983’te Kıbrıs Rumlarını Kıbrıs Hükümeti olarak tanıma kararı almıştır.

Bu gelişmeler üzerine Türk Toplumu da 15 kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” ni kurmuştur.Aynı gün Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmıştır.

Ege Adalarının Silahlandırılması Meselesi

Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye bırakılan Bozcaada, Gökçeada ve İtalya’nın sahip olduğu Meis ve Oniki Ada dışında kalan diğer adalar Yunanistan’a bırakılmıştır.

1947 yılında ise Meis ve Oniki Ada’da Yunanistan’a bırakılmıştır.

Yunanistan özellikle 1963 Kıbrıs Bunalımı’ndan itibaren Ege Denizi’nde Türkiye kıyılarına yakın olann adalarla birlikte 1947’de İtalya’dan aldığı Meis ve Oniki Ada’yı , Lozan Antlaşması’na aykırı olarak gizlice silahlandırmaya başlamıştır.

Fakat Yunanistan 1974’ten itibaren, Ege adalarını silahlandırmaya devam etmiş ve adaları NATO tatbikatları kapsamına aldırtarak silahlanma faaliyetleri meşrulaştırmak istemiştir.

Yunanistan, 1980’de tekrar NATO’nun askeri kanadına dönmüş ve Limni Adası’nı NATO savunma sistemi kapsamına aldırtmayı amaçlamıştır. Türkiye ise Limni Adası’nın statüsünün değiştirilmesine karşı olduğunu kesin olarak belirtmiştir.

Kıta Sahanlığı Sorunu

Yunanistan 1961’den itibaren şirketlere Ege Denizi’nde petrol arama ruhsatı vererek,Türkiye ile olan deniz sınırlarını kendisine göre
belirlemeye çalışması iki ülke arasında anlaşmazlığa sebep olmuştur.

Yunanistan’ın bu faaliyetleri üzerine Türkiye de 1973’te Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına Ege’nin açık deniz sularında ve kendi kıta sahanlığında petrol arama ruhsatı vermiştir.

Yunanistan’ın bu duruma itiraz etmesi iki ülke arasında “Kıta Sahanlığı Sorunu”na sebep olmuştur.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı gerginliği daha da artırmıştır.

1976’da Türkiye’nin Sismik-I adlı araştırma gemisiyle Ege Denizi’nde bir araştırma yapması üzerine Yunanistan;BM Güvenlik Konseyi ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmuştur.

İki ülke arasında imzalanan Bern Deklarasyonu ile taraflar Ege Denizi’nde kıta sahanlığı ile ilgili hiçbir faaliyette bulunmamayı kabul etmişlerdir.

Kara Sularının 12 Mile Çıkarılmadı Sorunu

Lozan Antlaşması’yla Ege Denizi’nde kara suları genişliği 3 mil olarak kabul edilmiştir.

Bu genişlik 1936’da Yunanistan, 1964’te Türkiye tarafından 6 mile çıkarılmıştır.

1974’ten itaberen Yunanistan değişik dönemlerde kendi kara sularını 12 mile çıkaracağını ileri sürmüş, bu durum Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmış ve Türkiye kara sularının 6 milden daha yukarıya çıkarılmasını savaş nedeni sağlayacağını ilan etmiştir.

Ege Havası (FIR HAttı- Uçuş Bilgi Bölgesi) Sorunu

1974 yılında yapılan Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında bu sorun ortaya çıkmıştır. Türkiye bu harekatı sırasında NATOM (Havacılara İhbar Bildirimi) sonucunda kendine ait yeni bir FIT hattı oluşturdu. Buna göre,  Türkiye yönüne uçan her uçak Türk kıyılarına 50 mil kala durumunu ve uçuş planını Türk yetkililerine bildirmek zorundaydı. Yunanistan ise Kıbrıs ise Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Ege Denizi’ni “tehlikeli bölge” ilan ederek hava sahasını tüm uçuşlara kapattığını açıkladı. Ancak bu karardan her iki ülkede zarar görünce 1977’de yapılan görüşmeler sonucu her iki ülkenin daha önce aldığı kararlar geçersiz sayıldı ve Ege hava sahası trafiğe tekrar açıldı.

Ermeni İddiaları

Ermeni diasporası (Türkiye ve Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler) Ermeni iddialarını dünyaya tanıtmak ve Türkiye’ye kabul ettirmek.Türkiye’den tazminat ve toprak almak ve son aşamada büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek amacıyla “Ermenistan Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” adı verilen “ASALA” terör örgütünü kurmuşlardır.

ASALA’nın 1973’te başlatarak 1994 yılına kadar devam ettiği terör faaliyetlerinde çoğu diplomat olan 35 Türk şehit edilmiştir.

Türkiye’de Bunalımlı Yıllar

Siyaset

Türkiye,Demokrat Parti iktidarı (1950) ile ilk yıllarda birçok alanda büyük gelişme göstermiştir.
1957’den itibaren ise enflasyon artmış,ekonomide bozulmalar başlamıştır.
Ülkemizde demokrasinin tam olarak yerleşmemiş olması,siyasi yaşamdaki hoşgörü eksikliği ve belirtilen ekonomik nedenler “27 Mayıs 1960 İhtilali” ne sebep olmuştur.
Demokrasinin gelişimini kesintiye uğratan bu müdahale sonucunda anayasa yürürlükten kaldırılarak,meclis kapatılmıştır.
Pek çok bakan ve milletvekilinin yargılanması sonucunda Başbakan Adnan Menderes,Dış İşleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiştir.(1961)
1990 yılında kabul edilen bir kanunla bu devlet adamlarının itibarları iade edilmiş ve naaşları İstanbul’da yaptırılan anıt mezara devlet töreniyle defnedilmiştir.
TSK adına ülke yönetimini üstlenen Milli Birlik Komitesi’nin oluşturduğu kurucu meclis “1961 Anayasası” nı kabul etmiştir.
1961 seçimlerinden sonra meclis tarafından Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı seçilmiş ve 1965’e kadar koalisyon hükümetleri
iktidarda kalmıştır.
1965’te Süleyman Demirel’in başbakanlığı ile başlayan AP (Adalet Partisi) iktidarı 1971 askeri muhtırasına kadar devam etmiştir.
Demokrasiye zarar veren bu muhtıra sonucunda başbakan Süleyman DEMİREL istifa etmiş ve Nihat Erim başbakanlığında meclis dışından farklı partilerden oluşan geniş tabanlı bir hükümet kurulmuştur.
1973’te AP ve CHP’nin desteklediği emekli Oramiral Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
1974-80 yılları arasında Türkiye’de kısa süreli koalisyon hükümetleri kurulmuştur.
Siyasi istikrarsızlık ekonomik ve toplumsal gelişmeyi olumsuz etkileyerek,ülkede iç huzursuzluk,siyasi anlaşmazlık ve ekonomik
sıkıntıların yanında şiddet ve terör olaylarına sebep olmuştur.Tüm bu gelişmeler sonucunda demokratik yönetimi ortadan kaldıran “12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi” gerçekleşmiştir.
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in Cumhurbaşkanlığı ve Bülent Ulusu’nun başbakanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından hazırlanan 1982 Anayasası halk oylaması ile kabul edilmiştir.
1983 seçimleri sonucunda Turgut Özal başkanlığındaki ANAP (Anavatan Partisi) tek başına iktidar olmuştur.
Türkiye Turgut Özal iktidarı ile ülke yönetiminde siyasi,ekonomik ve toplumsal alanda köklü kararlar almıştır.

Ekonomi

1960’tan itibaren planlı ve tam kalkınmayı hedefleyen politika benimsemiş ve Devlet Planlama Teşkilatlı kurulmuştur.
1970’li yıllarda uygulanan “ileri ithal ikameci model” ile buzdolabı, televizyon, çamaşır makinesi gibi dayanıklı tüketim malları ve otomobil üretmeye başlamıştır.
1963-1967 yıllarını kapsayan Birinci Beş Yıllık İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı istikrarlı bir büyüme hızı ve kalkınma sağlanması amacıyla uygulamaya konmuştur.
Türk Otomobil Fabrikası Anomim Şirketlerinin (TOFAŞ) Bursa’daki otomobil fabrikası 12 Şubat 1971’de açılmış ve “Fiat” lisansıyla “Murat 124” tibi otomobillerin üretimine başlanmıştır.
1970’lerin sonuna doğru ulusal tasarruflar ve yatırımlar arasındaki uçurum genişlemiştir.Kamu İktisadi Teşebbüslerinin dengesi çarpıcı bir şekilde bozulmuştur. Bunun sonucunda bütçe açığı büyümüş ve enflasyonda hızlı bir artış olmuştur.
Bu ekonomik dengesizlikler sonucunda karma ekonomi modelinden serbest piyasa ekonomisine geçişi sağlayan 24 Ocak Ekonomik İstikrar Kararları alınmıştır.
1977 yılında karaborsacılık ve temel tüketim mallarında yüksek fiyat artışları görülmüştür.

Sosyal ve Kültürel Hayat

1960- 1980 arası köyden kente göçler devam etti. Bunun sonucunda gecekondulaşma(çarpık kentleşme) altyapı ve üstyapı sorunları ortaya çıktı.
1960’lardan itibaren “Toplumculuk” adı verilen edebi akım ortaya çıktı.
Necip Fazıl Kısakürek tüm şiirlerini” Çile” adlı kitabında topladı.
Ülkelerin sorunları ise Adelet Ağaoğlu ve Vedat Türkali’nin romanlarında yer aldı.
Gezi, hatıra türünde Yusuf Ziya Ortaç, deneme türünde Nurullah Ataç, Mahmut Kaplan ve Cemil Meriç öne çıktı.
Dormen, Birleşmiş Sanatçılar Topluluğu ve Devekuşu Kabare Tiyatrosu günlük konuları eleştirel bir biçimde eğlenceli olarak ele aldı.
Sinemada Zeki Alasya, Metin Akpınar, Adile Naşit, Şener Şen, Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Kartal Tibet, Ediz Hun, Filiz Akın, Türkan Şoray, Fatma Girik ön plana çıkan erkek ve kadın oyuncular oldu.
Metin Erksan’ın yönetmenliğindeki “Susuz Yaz” filmi Berlin Film Festivali’nde “Altın Ayı” ödülünü kazandı.
1964’te Antalya Film Festivali düzenlenmeye başladı.
“Arabesk” adı verilen yeni bir anlayış ortaya çıktı.
1965’te Altın Mikrofon Yarışması düzenlenmeye başlandı. Türk müziğine yeni sesler kazandırmak için yapılanbu yarışmanın ilkini “Gençliğe Veda” şarkısıyla Yıldırım Gürses kazandı. Yine bu yarışma ile Cem Karaca ve Erkin Koray isimleri Türk müziğine kazandırıldı.
Barış Manço önderliğinde Anadolu-Rock adı altında yeni bir müzik türü Moğollar Grubu ile ortaya çıktı.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

BİR YORUM YAZIN